img { max-width: 560px; width: expression(this.width > 560 ? 560: true); }
İnsan Manzaraları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnsan Manzaraları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2010 Pazartesi

Rus Kızları



Şöyle blog istatistiklerini incelerken dikkatimi çekti, google aramalarından benim bloga gelenler içinde ciddi anlamda “Rus Kızları” araması var. Yurdum gençliğinin bu konudaki öğrenme merakı, benim Rusya hakkında yazdığım yazıya yönlendirmiş onları. O zaman dedim madem böyle bir talep var, madem böyle bir eksiklik var yurdum delikanlılarına biraz faydam dokunsun.. Buyrun efendim Rus kızları hakkında merak edilen herşey ;


Mevzuya girmeden önce, iki noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Birincisi, genellemelerin herzman istisnaları vardır. Yani yazdıklarım her rus kız için doğrudur diye birşey yok.

İkincisi ise Rus kızlarını kabaca iki gruba ayırmak lazım; Moskova ya da St.Petersburg’da yaşayan, modern, nerde nasıl davranmasını gerektiren, nasıl giyinmesini bilen, yemek ve müzik zevki olan kızlar; ki asıl güzel olanlar da bunlardır, ama malesef Türk erkeklerini çok sevmezler. Diğer ikinci grup ise, büyük şehirlerden ziyade daha taşra yerlerde yaşayan, maddi durumları çok iyi olmayan, daha “köylü” kızlardır ki bunlar Türk erkeklerini severler ve hatta çoğunun hayali bir Türk’le evlenip Türkiye’ye yerleşmektir. Zaten Türk erkeğinin yanında gördüğünüz Rus kızları genelde bu ikinci gruba dahildir. Ayrıca Natasha diye ün yapan kızlar da bu ikinci gruba dahildir.
Bu notu da düştükten sonra, Rus kızları hakkındaki gözlemlerimize geçebiliriz..

1- Güzeldirler. (bunu duymuşsunuzdur zaten)



2- Sanıldıklarının aksine kötü ve ahlaksız değildirler. Bu çok yanlış bir önyargı.

3- Öncelikle içmeyi ve eğlenmeyi çok severler.

4- Gezmeyi çok severler. Haydi parka gezmeye gidelim deiğiniz zaman çok mutlu olabilirler.



5- Türkiye’de tatil yapmayı çok severler. Ama eğer paraları varsa tercihleri İspanya veya Yunanistan olur. Parası olmayanlar Tunus, Mısır ve Türkiye’ye gider tatile. Rus kızlarının çoğu bizim Güney yerlerini benden daha iyi bilirler. Türkiye’ye gitmemiş bir Rus kızıyla tanışmadım desem abartmış olmam sanırım.

6- Giyinmeye ve süslenmeye meraklıdırlar. (Bu sanırım tüm dünya kızları için geçerli bir durum)

7- Dekolte giyinmeyi de severler. Özellikle yazları etek boyları 13cm’e kadar düşebiliyor yer yer. (Hoş benim de öyle kıçım başım olsa bende dekolte giyerdim heralde)

8- Türk kızlarının aksine erkekte sakalı sevmezler. Özellikle pis sakal olmaz yani, yurdum delikanlılarına duyrulur.



9- Doğum gününü ve Kadınlar günü (bi de isim günü var) gibi özel günleri unutmak, bir rus kıza yapabileceğiniz en kaba davranış olur. Gidin aldatın daha iyi yani, o derece.

10- Sevdikleri zaman inanılmaz kıskanç olabiliyorlar. Ve aldatıklarını hissderlerse kendinize saklanacak yer arayabilirsiniz, intikamları canınızı acıtabilir.

11- “Rus kızı sadıktır” tezi koca bir yalandır. Siz onu mutlu ettiğiniz sürece (her anlamda) sadıktırlar. Kendisini daha mutlu edebilecek birisini buldukları anda sadakatleri bitebilir.



12- Eğer ciddi bir ilişkiniz varsa sürekli onunla beraber olmanız lazım. Bu akşam arkadaşlarla evde oturcağız, iş yemeğim var, çok çalıştım yorgunum erken yatacağım dediğiniz zaman inanmaz, kendisini aldattığınızı düşünür, yüksek ihtimal o da sizi aldatabilir.

13- Türk erkeklerini çok seviyorlar ama bu sempati gün geçtikçe azalıyor. Yazının başında da söylediğim gibi, daha kültürlü ve elit kızlar hiç sevmiyorlar Türk’leri. Bir çok dating sitesinde “Lütfen Türkler mesaj atmasın” gibi ifadeler görebilirsiniz.



14- Tanıştığınız ilk gece sizinle beraber olmazlar. Çok düşük bir ihtimal. Bizim kültürdeki bekaret kavramının bir benzeri Ruslarda ilk gece beraber olmakla eş değerdir. Kendilerini basit hissederler. Eğer bir Rus kız sizinle ilk gece beraber olduysa, ya çok sarhoştur ya da çok basit bir kızdır gerçekten. Ama ikinci gece de sizinle beraber olmazlarsa, sizde bir problem var demektir.

15- Rus erkekleri alkolik ve işe yaramaz oldukları için, Rus Kızları genelde kocalarından kurtulup çocuklarıyla tek başına yaşamayı tercih ederler. Oratlıkta çocuğuyla gezen bayan Rusya'da sıkça rastlanan bir görüntü iken, çocuğuyla gezen bir erkeğe rastlamak zordur.

16- Çoğu 25 yaşına gelmeden evlenmiş, çocuk yapmış ve boşanmıştır.

17- Eğer olurda evlenirseniz Türk kültürünü öğrenmek için ciddi çaba harcarlar ama Türk-Rus evliliklerinde uzun vadede genelde problem yaşanır. Sonuçta kültür farkı bi yerde ortaya çıkıyor. Mutlu Rus-Türk evlilikleri de gördüm, yok değil ama zor ve ciddi anlamda emek vermeniz gerekiyor.


18- Evde çocuk olması çok önemli değil, uşağı evde bırakıp bara diskoya gidebilirler.

19- Fotoğraf çektirmeye bayılırlar. Sokakta bir kıza fotoğraf makinenizi gösterin, hemen profesyonel bir manken gibi poz verebilirler. (tanışmak için iyi yöntemdir) Çok güzel fotoğrafları vardır. Fotoğrafa ve fotoğrafçılığa karşı rusların genel bir ilgisi ve yeteneği vardır zaten.


20- Pek üşümezler. Eksi 30 derecede siz donarken karşıdan mini etekli bir kız gelebilir.

21- Şapka veya bere takıp saçlarını bozcaklarını donmuş saçlarla gezmeyi tercih ederler.

22- İçkiye meraklıdırlar. Sünger gibi içebilirler, ayak uydurmaya çalışmayın madara olabilirsiniz.



Son söz... En güzeli yine de Türk Kızıdır.. Aşkı dışarda aramaya gerek yok, bende söylemesi...


29 Ekim 2009 Perşembe

Halı Saha Futbolcu Tipleri



Yıllarını önce mahalle arasında, köydeki kumsalda ve fındık bahçelerinin arasındaki çimenlerde (şimdi apartman oldu o çimenlikler) daha sonrasında da halı sahalarda top peşinde koşturarak geçirmiş biri olarak şunu anladımki, insanlar futbol oynama şekillerine göre gruplara ayrılırlar ve hatta futbol oynama şekillerinden karakter tahlili bile yapılabilir.. (Futbol asla sadece futbol değildir) Buyrun efendim, tecrübelerime göre halısaha insanı profilleri ;


Ciddi Kaleci Modeli : Bunlar olayı en ciddiye alanlardandır. Kaleci eldivenleri ve Kaleci kazakları vardır. Görünüş olarak panter gibi gözükürler genelde ama maç başlayınca ne kadar kova olduklarını herkes görür… Defans hattını bolca fırçalarlar. Halısahalarda en zor bulunan adamların kaleciler olduğu düşünülürse (kaleci bulunmadığı zamanlarda sırayla kaleye geçilir ki maç ciddiyetten uzaklaşır) oldukça değerlidirler ve her maça iki tane lazım bunlardan.

Mecburen Kaleci : Bunlar bir üst maddedeki ciddi kalecinin bulunamadığı durumlarda maç oynanabilsin diye kaleye konulan kişilerdir. Genelde kova’dırlar. Zaten “ben iyi kaleci değilim” havasında oldukları için kova kova gol yeyip milleti sinir ederler. Gerçek hayatta da zaten çok tutarlı adamlar değildirler sizi yarı yolda bırakabilirler.

Defansta duran kazma insan : Bunlar gerek adam eksikliğinden, gerekse arkadaş grubunun parçaları olduklarından halı saha grubuna dahil olmuşlardır. Futbol oynamaktan anlamazlar genelde ama disiplinli bir şekilde defansta durmaları itibariyle halı sahalarda önem arzederler. Bunların elinden geldiğince mücadele eden tipleri gerçek hayatta samimi ve iyi niyetli olurlar ve toplumca sevilirler, öte yandan laubali ve mücadeleden kaçan modelleri ise gerçek hayatta biraz kaypak olup dikkat etmeniz gereken tiplerdir.

Defansta duran lider oyuncu : Eğer böyle bir oyuncu yoksa maçta, o maçın 22-8 gibi bir skorla bitmesi oldukça muhtemeldir ve hatta maçın son bölümleride kaleciler bolca 3’e veya 4’e 1 kalıp madara olurlar, maytap geçilirler. Maçların zevkli geçmesi, futboldan anlayan, takımı geriden yönlendiren defanstaki topları toparlayan bu tip oyunculara bağlıdır, her iki takımda bunlardan birer tane olması maçı çok zevkli hale getirebilir. Bu kişilerin gerçek hayatta da lider özellikleri mevcuttur ve genelde toplum içinde sevilirler.


Takım Oyuncusu Çift Yönlü Ortasaha : Nacizane kendimi hep bu kategoride görmüşümdür. Bunlardan ne kadar çok olursa maçlar o kadar zevkli geçer. Zaten bunlar içinde önemli olan spor yapmak ve keyif almaktır. Bunların iyi olanları, ortasahada iyi top dağıtan, öldürücü paslar atan, takımı yönlendirenleri genelde saha dışında da olaylara daha genel çerçevelerden bakıp daha olgun kararlar verebilirler. Öte yandan sürekli çalıma girip, oyunu sıkıştırıp ve sonra da topu kaptıranları ise genelde dağınık, hayatta detaylar arasında kaybolup aceleci karar veren ve sıkça yanlış yapan insanlardır.

Muhabbet İnsan : Futbolcu olacak kadar yeteneğı olmasa Murat Hacıoğlu bu gruba ideal bir örnek olurdu. Aslında her halısaha maçında bir tane Murat Hacıoğlu vardır kesin. Kısa boylu ve hafif göbekli, saçlar gitmiş, ama neşeli ve sevilen insan, köşedeki büfenin sahibi Hacı Murat Abi. Bir de Veysel var Antalya’da oynayan, o da aynı türün devlet memuru veya müdür modeli. Ama bu insanlar genelde sevilen büyükler olup, hem maçın neşesidirler hemde olası tartışmalara son noktayı “abi” olarak koyarlar. Futbol olarak ise genelde çok yetenekli olmayanlar defansta durur (bakınız ilk madde, kazma defans) tekniği iyi olanlarda ilerde forvet oynarlar ki akşamcılık ve sigara da varsa 10. dakikadan sonra kalp spazmları geçirerek rakip ceza sahasında kalırlar.



İyi tekniği olan ama pas atmayan artiz ve egoist 10 numara modeli : Bunlar benim şahsen hiç hazzetmediğim halı sahacı modelidir. Bunların futbolcu olanlarına örnek olarak Ceyhun Eriş, Cafer (eski Ankaragücü’lü), Lincoln veya Colin Kazım gösterebiliriz. Futbolun en büyük güzelliklerinden biri olan “takım oyunu” olması bu tip arkadaşlar için bir anlam ifade etmez, sahada canları istedikleri gibi top oynarlar, pas atmazlar ve hatta arkadaşlarını da fırçalayabilirler. Tahmin edildiği gibi gerçek hayatta da egoisttirler ve de toplumda çok kabul gören insanlar değildirler.

Futbolu çok ciddiye alan insan : Sanki Avniakerde Trabzon-Fener maçına çıkıyormuş gibi kendisini kaptıran arkadaşlardır bunlar. Futbol bunların hayatında çok önemli bir yere sahiptir. Maç içinde sürekli arkadaşlarına “vur ileri”, “adam geldi yanında”, “sakin ol, tamam burdayım” gibi telkinlerde bulunarak maçı teknik direktör gibi idare etmeye çalışırlar. Onlar için önemli olan spor değil kazanmaktır.

Agresif İnasn : Bunlar özellikle bizim memleket Trabzon’da bolca bulunur. Sert oynarlar, Emre Belözoğlu’yla Tolunay Kafkas, biraz da Materazzi karışımıdırlar. Oynadıkları her maçta kavga ederler, hele rakip takımda benzer bir adam daha varsa o maç bitmez zaten. Gerçek hayatta da hafif psikopat olan bu arkadaşlar mevcutsa maç kadrolarında, bence bir mazeret üretin ve boşa maça gitmeyin.. En azından ben öyle yapmaya çalışıyorum...


Sonuç olarak Futbol asla sadece futbol değildir ve biz bu oyunu oynamayı da izlemeyi de seviyoruz...


28 Ekim 2009 Çarşamba

The Love is upon TIA

Tripoli International Airport (TIA) Projemizde ilk başlarda çalıştırdığımız, aylık maliyetleri 1,000-1,500 doları bulan Türk İşcileri göderip; yerlerine daha ucuz olan ve mesaileri dahil aylık maliyetleri 400-500 dolar cıvarı olan Vietnam’lı ve Tayland’lı işçileri getirince sahada bazı şeyler değişti doğal olarak... Sahadaki verimin düşmesi, işin yavaşlaması ve hatta yapılan işin kalitesinin azalması bir yana sahada buldukları fareleri barbekü yapıp yemeleri diğer bir yana, bir de aralarındaki “aşırı samimi” ilişkiler var ki, şantiyeciliğin ruhuyla bağdaşmayacak görüntüler oluşmaya başladı sahada.



Sahada elele gezmeler, birbirlerine öpücük vermeleri, sarılmalar vesaire artık şantiyenin alıştığı yeni görüntüler... Akşam koğuşlar bölgesinde yaşananlar hakkındaki dedikodulara hiç girmiyorum bile... Kim demiş şantiyelerde aşk yoktur diye, hem de gayet marjinalleri var..

4 Temmuz 2009 Cumartesi

www.Gezihikayeleri.com

Facebook ile ilkokul arkadaşlarınız ve unutmak istediğiniz insanlar tarafından bulunmanın artık demode olduğu ve hatta kal getirdiği günümüzde internet hala şaşırtmaya devam edebiliyor insanı... Bugün size tanıtacağım internet sitesini şans eseri internette gezinirken buldum, www.gezihikayeleri.com adlı bir site.. Siteye girdiğimde üst tarafta iki tane fotoğraftan sağ taraftakini hemen tanıdım tabi, “Aha bizim Cüneyt (Alpgüven) Abi” dedim kendi kendime... Durup dururken bir anda eski bir tanıdık internette karşınıza çıkınca insan bir garip oluyor...




Kim bu Cüneyt Abi derseniz hemen anlatıyım Cüneyt Abi’yle olan hikayemi.. Sene 1998, Fransa’nın ilk ve tek dünya kupasını kazandığı Zidan’ın ismini dünyaya iyice ezberlettiği yaz, 2001 krizinin bile henüz yaşanmadığı, cep telefonlarının antenli bir takoz görünümünde olduğu Pikachu ve Power Rangers’ların yeni nesillerin zihninde kalıcı hasarlar bıraktığı yıl ve yıllar... Benim de üniversitedeki ilk yılımı bitirdiğim, daha “teenager” olarak takıldığım bir yıla tekabül ediyor 1998.

Yaz tatilinde ne yapsak derken, bir şekilde güneyde bir iş ayarlayıp 3-5 kuruş harçlık çıkartırız diyerekten dayımızın da sağolsun yardımıyla Cüneyt Abi’yle tanıştım, ve Cüneyt Abi’nin Kemer Çamyuva’daki Naturland Rest Hotel’deki dalış okulunda yaz boyu çalışmak üzere (haftalık 10 milyon lira ve kalacak yer ve yemek) anlaştık. İzmir’de tanıştık Cüneyt Abi’yle Dayımızın ofisinde ve ordan Antalya’ya beraber (Cüneyt Abi’nin yeni aldığı Twingo marka arabasıyla) gittik. Bu benim için dalış dünyasıyla tanışma ilk defa Karadeniz dışında bir deniz görmek gibi ilk deneyimleri yaşayacağım yazın aynı zamanda fiziksel anlamda çalışmanın ne demek olduğunu gerçekten öğreneceğim bir başlangıç, hayatımda yeni bir sayfaydı.

Cüneyt Abi ve o yazki Kemer anılarım anlatmakla bitmez... Cüneyt Abi’yle İzmir’de tanışıp beraber Antalya’ya giderken yaptığımız ufak trafik kazası, benim Hande Ataizi’yle televizyona çıkmam (bunu bir ara anlatırım ayrıca), yaptığımız dalışlar, Cüneyt Abi’nin o dönemki ortağı Hakan Abi’yle yaşadıklarımız felan çok güzel bir yazdı ama çok da yorucuydu. Zira Cüneyt Abi verdiği paranın karşılığını alıyor (aslında bana para kazanmanın kolay bir şey olmadığını öğretiyordu, bunu ilerleyen yıllarda yurt dışı şantiyelerinin zorluklarının diğer arkadaşlarımdan daha rahat üstesinden gelirken anlayacaktım) sabahtan akşama kadar çalışıyordum. Ne iş yapıyordun derseniz, getir götür, malzemeleri taşı, tüpleri doldur, tekneyi temizle felan... Kaytarmaya meyilli bir adamdım o yıllarda ama sağolsun Cüneyt Abi ona da müsade etmiyordu. Güzel günlerdi, çok şey öğrendim kendisinden, burdan tekrar teşekkür ediyorum herşey için...

Bu arada internet sitesi çok güzel, yeni keşfettiğim için ne sıklıkla güncelleniyor bilemiyorum. Forum kısmı şimdilik biraz tenha. Ama sitede çok güzel gezi anıları ve bilgiler var, takip ediceğiz Cüneyt Abi’mizin hikaylerini... Umarım daha çok gezip daha çok yazar, biz de okuruz bol bol...

29 Haziran 2009 Pazartesi

Kendi ismini koyan adam : Engin

Yurt dışında şantiyecilik yapmanın, ülke ülke ve şirket şirket gezmenin en güzel yanı yeni yerler ve kültürler görüp, yeni insanlarla tanışmak sanırım... Çok şahsına münasır insan tanıdım, çok ilginç hikayeler duydum ve biriktirdim. Burda da zaman zaman sizlerle paylaşmayı düşünüyorum bunları... Engin’le başlamak istiyorum, kendi ismini koyan insan..


Bu arkadaş, Antep’in bir köyünde dünyaya geldikten sonra kendisine Demow ismi veriliyor ama herhangi bir kimlik felan yok. O şekilde kayıtsız kimliksiz ilkokulu bitiren Demow, ilkokul diploması için kimliğe ihtiyaç duyunca, kendisine kimlik çıkartır. İsim olarak da Engin ve Rıdvan arasında ikileme düşen (evet bildiniz Fenerbahçe taraftarı kendisi) Demow, kaleciliğe olan ilgisinin ağır basması sonucu o dönem Fenerbahçe’nin de kalecisi olan Engin İpek’in ismini alır ve kendisine Engin ismini koyar.

Ev ahalisi uzun yıllarca Demow diye bildikleri çocuklarının yeni ismini pek sallamamışlar anladığım kadarıyla, özellikle ilk başlarda eve gelen veya arayan arkadaşlarına burda “Engin diye biri yok” diye cevaplar verilmiş. Şimdilerde ama alışılmış, evde hala Demow diye hitap edilsede, arayıp Engin’le görüşebilir miyim dediğinizde sizi yadırgamıyorlar.

Düşündüm de acaba benim başıma böyle bir durum gelse ismimi ne koyardım diye.. Hami, Ünal, Tolunay, Kemal, Orhan, Shota veya Jean Marie Paff isimlerinden birini seçerdim sanırım...